Bir şarkıyı yıllarca bilirsiniz; radyoda çalar, dilinize dolanır, belki birkaç kez mırıldanmışsınızdır. O kadar tanıdıktır ki artık sizi şaşırtma ihtimâli kalmaz. Fakat bir akşam, bir salonda o şarkı bambaşka bir kimliğe bürünür ve
siz onu ilk kez duyuyormuş gibi irkilirsiniz. Dün gece tam olarak bu oldu. Güvenç Dağüstün’ün yorumuyla bildiğim şarkılar tanıdık olmaktan çıktı, bambaşka bir şeye dönüştü. O bir simyâcı.

AKM’nin üst katlarında, “Biz İstanbul’un”, şehrin tarihsel mîmârîsini dekoruna da aynı şekilde yansıtan o ışıltılı silueti eşliğinde Burçin Büke’nin piyanosu ve Güvenç Dağüstün’ün dramatik vokali buluştuğunda, anladım ki müzik icrâ edenin ruhundan geçerek yeniden doğuyor.

Piyanosunun başına geçmişti Burçin Büke. Parmakları tuşlarda gezinirken, piyanosu Güvenç Dağüstün’ün sesine eşlik ediyor, onunla konuşuyor, nefes alıyor, yeri geldiğinde onunla birlikte susuyordu. Burçin Büke bir dehâ!
Henüz on yaşında ilk konserini veren, on bir yaşında “Hârika Çocuk” sınavını kazanan Büke; Hannover’den Londra’ya uzanan o görkemli yolculuğunda, Batı klasik müziğinin disiplini ile Doğu’nun lirik ruhunu ustalıkla harmanlayan; bir büyücü âdeta. Parmakları tuşlarda gezinirken notalar avuçlarında yoğruluyor hissediyorum, melodileri yeniden yarattığına şahit oluyorum.

Ve Güvenç Dağüstün… Onu dinlerken, bir Ankara türküsünü Sirtaki coşkusuyla yaşatabilecek kaç sanatçı vardır, diye düşünmeden edemiyorum. Opera eğitimiyle yoğrulmuş o bariton ses, Karadeniz türkülerine dokunduğunda coğrafyanın ta kendisi oluyor; Frank Sinatra’ya uzandığında ise o içtenliğiyle, çıplak sesiyle, bir İstanbul gecesine Manhattan melankolisini taşıyor. Her şarkı, farklı bir yorumun gücüyle müziğin sınırsızlığını hatırlatıyor; büyülendim, çünkü müzik ancak bu kadar “insânî” ve bu kadar “büyük” icrâ edilebilirdi.

Türk müzik dünyasının bu iki seçkin ismi, on yılı aşkın süredir birlikte devam ettikleri bu yolculukta repertuarlarını öyle bir ilmekle örüyorlar ki; Azerbaycan ezgilerinden Nâzım’ın şiirlerine, Anadolu topraklarından caz standartlarına uzanan seçkileri, şaşırtıyor, eğlendiriyor yer yer neşeli bir hüzüne sürüklüyor.

Yeni sezon eylülde başlıyor. Takipte kalın, bu buluşmayı kaçırmayın. Çünkü böyle bir müzikâl beraberlik ve yorum zenginliği, her dinleyişte yeniden keşfedilmeyi hak ediyor. Ve belki de en güzeli, her performanslarında o ilk duyduğumuz hâlini unutturup, şarkıları bize yeniden armağan ediyorlar.