“İçeride bir zaman turu yapacağız.”
Henüz o büyülü bahçeden içeri girmeden söyledi bunu Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun. Karşısında birbirini tanımayan, aynı merakın etrafında toplanmış bir grup insan vardı. Birkaç dakika sonra herkes başka bir çağın peşine düşecekti.
Her ayrıntı özenle düşünülmüştü. Sevgili Jülide Coşkun, daha ilk ânda güler yüzüyle karşıladı bizi. Anlatılan her sözcüğe eksiksiz eşlik edebilmemiz için hepimize birer kulaklık dağıtıldı.
1 Temmuz akşamı İstanbul Arkeoloji Müzesi, Müzede Bir Gece kapsamında düzenlenen Mythos Logos etkinliğine ev sahipliği yaptı. Mythos Logos, adı kadar güçlü bir fikir taşıyor. Bir yanda mythos; hikâyenin dili. Bir yanda logos; aklın, düşüncenin ve sorgulamanın dili.
Projenin kurucusu Emre Poyraz; klasik filoloji ve Eski Çağ tarihi alanındaki akademik derinliğini, sahâ tecrübesiyle birleştiren bir isim. İstanbul Üniversitesi Eski Yunan Dili ve Edebiyatı mezunu olan, Eski Çağ tarihi alanındaki akademik çalışmalarını “Yazıtlar Işığında Anadolu’da Hermes Kültü” gibi özgün tezlerle sürdüren Poyraz, bilgiyi taşın ve tarihin dokunduğu her yerde arıyor. Bu akşamın rehberi ise Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun’du. İkisi de akademik birikimlerini üniversite kürsülerinin dışına taşıyor. Coşkun, bir efsâneyi anlatırken bakışınızı bir heykele yöneltiyor; birkaç dakika sonra aynı bakış kendi hayatınıza çevriliyor. Poyraz ise Eski Çağ metinleri arasında kurduğu bağlantılarla mitolojinin, tarihin ve felsefenin birbirini nasıl beslediğini görünür kılıyor. Bir heykel, bir efsâne, bir düşünce…
Hepsi aynı sorunun çevresinde dolaşıyor: İnsan, bunca yüzyılın ardından kendisi hakkında gerçekten ne öğrendi?
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin atmosferini bilenler bilir. Gecenin bu taş yapılara bambaşka bir tesiri var. Yaz akşamı avlunun üzerine usulca yerleşiyor, mermer heykeller ışığın yönü değiştikçe yeni ayrıntılar gösteriyor. Gündüz göz görüyor; gece zihin. Her şeye ilk kez bakıyormuş gibi heyecanlanıyorum. İnsan çocukken masallara inanıyor, büyüyünce tarihe. O akşam ikisi aynı yolun üzerinde yürüyordu. Çünkü mitoloji, insanın kendini anlamak için kurduğu en eski dillerden biri.
Mythos Logos tam bu noktada başlıyor. Mitolojiyi eski hikâyelerin rafından indirip bugünün nabzına koyuyor.
Zeus’un öfkesi, güç eline geçen herkesin nabzı. Daphne’nin ağaca dönüşmesi, insanın özgürlüğü uğruna ödediği bedelin simgesi. Poseidon, insanın içinde kabaran dalgaların izini sürüyor. Afrodit, güzelliğin insanlar üzerindeki etkisini görünür kılıyor. Büyük İskender ise haritalardan önce insanın hiç dinmeyen “daha” arzusunun peşine düşüyor.
İnsanlığın ilk psikologları tanrılardı. Kimse onlara terapi eğitimi vermedi.
Yine de öfkeyi Zeus’a, arzuyu Afrodit’e, hırsı İskender’e, taşkınlığı Poseidon’a, kaçışı Daphne’ye emanet ettik. Psikolojinin bugün kavramlarla anlattığı pek çok duygu, mitolojide çok önce bir karakter olarak karşımıza çıkmıştı. Bu anlatım biçimi içinde Coşkun, akademik titizliği güçlü bir anlatıcılık sezgisiyle birleştiriyor. Hikâyelerin üzerindeki zamanı usulca kaldırıyor. Bir tanrıyı dinlerken ofisteki bir arkadaşınızı düşünüyorsunuz. İki bin yıl önce anlatılmış bir efsâne, telefon ekranına düşen bir haber kadar tanıdık geliyor.
Acaba mitolojiyi biz mi okuyoruz, yoksa mitoloji yüzyıllardır insanı mı okumaya devam ediyor?
Mythos Logos tam da bu noktada, insanın uzun zamandır sormayı unuttuğu soruları yeniden masaya bırakıyor.
Etkinlikler devam ediyor. Takipte kalmanızı öneririm.
