“Du musst dein Leben ändern.”
“Hayatını değiştirmelisin.”
— Rainer Maria Rilke
En son kendimizi tanıyoruz. Başkalarının yüzündeki en küçük değişikliği fark ediyor, seslerindeki kırgınlığı seziyor, bir bakışın ardında saklananları anlamaya çalışıyoruz. Kendimize gelince, yıllardır içimizde yaşayan o insanı tanımak için koca bir ömür geçirebiliyoruz.
Hakan Gürbüzer’in Galeri 77’de 7 Kasım’a kadar görülebilen Metanoia başlıklı sergisi bana bunları düşündürdü.
Figürlerin etrafında beliren iç ve dış dünya gerilimi karşısında dururken insan ister istemez kendi yüzünü de düşünüyor. Başkalarının gördüğü kişiyle içimizde yaşattığımız kişi aynı mı?
Yıllar geçtikçe kendimize mi benziyoruz, yoksa bizden beklenen kişiye mi?
Toplumsal rollerimiz, başkalarının beklentileri ve kendimizi anlatmak için seçtiğimiz sözcükler, zamanla kim olduğumuza dâir düşüncemizi biçimlendiriyor. İçimizde yaşananlarla dışarıdan görünen hayat arasındaki bu ilişki, insan figürünü sanat tarihinde de sürekli geri dönen bir konu hâline getiriyor. Yüz, beden ve duruş, bir kişiyi göstermenin ötesinde, onun dünyayla kurduğu bağ hakkında da düşünmemizi sağlıyor.
İnsanın kendisiyle karşılaşması, çoğu zaman bir çelişkiyi kabul etmekle başlıyor. Güçlü görünmek isterken yorulmak, özgür olmak isterken alışkanlıklara tutunmak, değişmeyi arzularken geçmişin güvenli alanına dönmek… Karşıt duyguları aynı anda taşıyabiliyoruz. Metanoia başlığının çağrıştırdığı değişim, insanın kendisine yeniden bakma süreci olarak düşünülebilir.
Kendime soruyorum: Benim sandığım hayatın ne kadarı gerçekten benim seçimlerimden oluşuyor?
Çocukken hakkımızda söylenenleri düşünün. Akıllıyızdır, usluyuzdur, fazla hassasızdır ya da her zorluğun üstesinden gelecek kadar güçlüyüzdür. Bu sıfatlar zamanla karakterimizin bir parçasına dönüşür. İnsan, kendisine verilen adı taşımaya alışır; yıllar sonra o adın içinde kendine yer açmaya çalıştığını fark eder. Güçlü olmakla yorulmak, herkesi anlamakla anlaşılmayı istemek, kendi ayakları üzerinde durmakla birine yaslanmaya ihtiyaç duymak aynı kalpte buluşur.
İnsanın kendine dönmesi biraz cesâret istiyor. Çünkü insan kendi içine baktığında kıskançlıklarıyla, küçük hesaplarıyla, ertelediği arzularıyla, yıllardır kendine itirâf edemediği istekleriyle de karşılaşıyor. Kendini tanımak, insanın kendisi hakkındaki güzel hikâyeyi biraz bozmayı göze alması demek. Ancak bu şekilde daha sâhici bir hayatın kapısı aralanabiliyor.
Rilke’nin cümlesini seviyorum. Kısa, açık, insanın karşısına dikilen bir cümle: Hayatını değiştirmelisin.
İnsanın kendisine böyle seslenmesi kolay mı? Yıllardır sürdürdüğü bir alışkanlığı bırakmak, herkese tanıdığı anlayışı kendisine de göstermek, bir zamanlar verdiği kararın bugünkü hayatına hâlâ uyup uymadığını düşünmek… Bunların her biri kendi içinde küçük bir devrim taşıyor.
Güzel bir devrim, güzel bir sergi…
YAZAR: NURÇİN ENGİN
