“Yeryüzünün bağrından yükselen ilk tanrıça Gaia’ydı.”

Gaia’yı düşününce insanın aklına önce toprak geliyor. Banu Başeren’in kendi kafesinde kurduğu dünyaya girince ise toprağın yerini başka bir şey alıyor: ruh. Medusart Cafe, Banu’nun zihninden çıkmış, kendi karakteri olan bir sahneye dönüşüyor. Dekorundan masasına, duvarlarından ışığına kadar her ayrıntıda bambaşka dünyalara açılan küçük kapılar var. Tanrıçalar için kurulmuş bir sahne ve sahneye yakışan bir ev gibi.

Banu da o kendi yarattığı dünyanın içinde dolaşan bir kadın. Onunla Denizli Bağ Bozumu’nun büyüleyici atmosferinde şâhâne sohbetimiz yer yer Kibele’nin bereketine, yer yer Afrodit’in baştan çıkarıcı özgürlüğüne, ve ya Medusa’nın keskin bakışına büründü. Banu, bâzen Kibele bâzen Afrodit bâzen Medusa’nın kendisi oluyor; sonra bütün bu kadınları kendi sesinde bir araya getirip yeniden sahneye bırakıyor.

Bence yaratmak biraz da böyle bir şey. İçinde dolaştığın dünyayı önce kurmak, sonra o dünyanın karakterlerine dönüşmek.

Banu’nun canlandırdığı Tanrıça Arketipleri bu yüzden yalnızca mitolojik kadınların hikâyelerini anlatan bir gösteri hissi bırakmıyor. Tahtından indirilmiş tanrıçalar, “cadı” diye yakılmış şifacılar, unutulmuş kadınlar Banu’nun bedeninde yeniden söz sahibi oluyor. Üstelik bunu mizahın kıvraklığıyla yapıyor.
Tanrıçaların başına gelenlere gülümsetip, onların hikâyelerini yeniden sahiplenmenin zekice bir yolunu bulmuş.

Kibele’nin görkemi, Afrodit’in arzusu, Medusa’nın öfkesi… Birbirinden uzak görünen bu kadınların Banu’nun anlatısında yan yana gelmesi, insanı ister istemez kendi kadınlık imgeleri üzerine düşündürüyor. Kime güzel dedik? Kime tehlikeli? Kime kutsal? Kime cadı?

Banu bütün bu soruların arasından geçerken bir yandan da kendi mitolojisini kuruyor.

Belki Medusart’ın en güzel tarafı da burada. Bir kafenin içine kocaman bir dünya sığdırmış Banu. Oraya yalnızca bir kahve içmek için girip; karşınızda dekoruyla, diliyle, mizahıyla, tanrıçalarıyla yaşayan bir evren buluyor.

Ve Gaia’dan başlayan hikâye, Banu’nun ellerinde bugüne kadar geliyor.

Topraktan sahneye.

Tanrıçalardan kadına.

Kadından yine tanrıçaya.

Ve Banu bana bir kadının kendi dünyasını kurması için bir tahta ihtiyacı olmadığını tekrar hatırlatıyor. Biraz cesâret, vizyon ve kahkahasını saklamayan bir ses yeter. Yolunuz düşerse Yeldeğirmeni Medusart Cafe’se çeşitli etkinlikler devam ediyor. Takipte kalın .

YAZAR: NURÇİN ENGİN