İstanbul’da baharın gelişini nereden anlarsınız? Lodos ılık esmeye başlar, badem ağaçları kırılgan beyazını dallara bırakır, menekşeler toprağın içinden kokusuyla yükselir, kiraz ağaçları göğe pembe bir ışık serper, nergislerin güneşi yere indiren sarısından anlarsınız. Bir de şu var: Nisan ortasında Lütfi Kırdar’ın salonlarında CI BLOOM açar kapılarını. Beş yıldır bu şehirde baharın gelişini bir sanat fuarından anlamak, giderek daha anlamlı bir ritüele dönüşüyor.

Contemporary Istanbul’un dinamik kardeşi olarak tanımlanan CI BLOOM, beşinci edisyonunda artık kendi kimliğini iyice oturtmuş durumda. Arkasında dev bir bütçe ya da kurumsal gösteriş yok.

Fuarın en kıymetli yanlarından biri, bağımsız inisiyatiflere açtığı alan. NOKS Art Space, KOLİ Art Space, Loading Art Space gibi kâr amacı gütmeyen oluşumlar, fuara eleştirel bir katman ekliyor. Onlar olmazsa fuar sadece bir pazar yeri olurdu. Onlarla birlikte, bir sergi salonu.

Birbirinden kıymetli galeriler Anna Laudel, Dirimart, Pi Artworks, Zilberman ve SANATORIUM gibi köklü isimlerin yanı sıra, bu yıl ilk kez EArt, rast. Gallery, Kun Art Space, Collect Gallery ve offgrid art project gibi yeni katılımcılar da fuara taze bir soluk taşımıştı.

Bu yılın en dikkat çekici ismi, kuşkusuz Kanadalı fotoğraf devi Edward Burtynsky’di. Kırk yılı aşkın kariyeri boyunca insanın doğa üzerindeki izini belgeleyen Burtynsky, Borusan Contemporary’nin küratöryel katkısıyla fuarda “Erosion Control” serisini sergiledi.

Sanatçının objektifinden Kayseri Yeşilhisar’ın teraslamaları, Tuz Gölü, Burdur Yarışlı Gölü, Karaman’ın Göksu Vadisi birer soyut kompozisyona dönüşmüştü. Onun yüksek çözünürlüklü, katmanlı anlatımı, antroposen çağına dair bir belge niteliğinde. İnsan eliyle dönüşen doğanın sert gerçekliği ile bu manzaraların çarpıcı estetiği, Burtynsky’nin karelerinde gün gibi ortadaydı.

Dijital sanatın ve yapay zekânın yükselişini de takip eden fuarda, sanatçı Can Büyükberber’in yapay zekâ destekli “MONOLiT 2.0: The Iconic Glow” enstalasyonu büyük ilgi gördü. Sanatçı, yapay zekâ araçlarını mîmarî mekânlarla birleştirerek izleyiciyi 360 derecelik sürükleyici bir görsel-işitsel deneyime sundu. Bu tür iş birlikleri, CI BLOOM’un çağdaş sanat ile teknoloji arasındaki sınırları sorgulayan bir platform olarak konumlanmasını pekiştiriyor.

Fuarın resmî Art TV partneri Samsung, “Art TV” platformuyla gelişmiş yansıma engelleme teknolojisi ve yapay zekâ destekli sistemleri sayesinde eserlerin renk ve doku detaylarını dijital ortama aktarıp bir ekranda izlenen eserin hâlâ “orijinal” olup olmadığını sorgulatıyordu.

Fuarın keşfedilmeyi bekleyen birçok hazînesi vardı. Serap Beyhan’ın KUN Art Space’te sergilenen “Kadim Yazgı”sı, Can Kabba’nın Martch Art Project standındaki “Ephemeral Lovers”ı, Çağla Ulusoy’un Dirimart’taki “Very Berry, Strawberry Vines”ı ve Antonio Cosentino’nun Collect Gallery’deki “Yaz Günlükleri 3″ü mutlaka görülmesi gereken işlerdi. Arik Levy’nin “CraterFluid 88 Marble” heykeli ise malzemenin dönüşümüne dâir güçlü bir soruşturma sundu. Ayrıca Murat Germen gibi Türkiye çağdaş sanatının önemli isimleri de Bozlu Art Project standında eserleriyle fuarda yer aldı. Ali Alışır, Can Göknil, Gamze Taşdan, Güven Zeyrek, İlgen Arzık, Kazım Karakaya ve Merve Zeybek gibi sanatçılar da fuarda temsil edilen diğer önemli isimler arasındaydı.

İstanbul gibi bir şehirde, beton ve cam arasında dokunulacak bir şey kalmamış gibi hissettiren o ânlarda, Lütfi Kırdar’ın salonlarında hâlâ taşan bir enerji var.
CI BLOOM beş yıldır bunu yapıyor: bir şehrin sanatla nasıl nefes alabileceğini gösteriyor. Önümüzdeki Nisan’da takvime bir not düşün. Belki de ihtiyâcınız olan, sanatla çiçek açan bir havadır.

YAZAR: NURÇİN ENGİN