Hukukçu yazar Serra Taşköprü, kamuoyunda zaman zaman kullanılan ancak dağınık ve belirsiz bir ifade olarak kalan “sessiz şiddet” tabirini ilk kez psikoloji, psikiyatri, sosyoloji ve hukuk alanlarının kesişiminde ele alarak sistematik bir kavramsal çerçeveye dönüştüren isim olarak öne çıkıyor. Taşköprü’nün çalışmalarıyla birlikte bu ifade yalnızca gündelik bir söylem olmaktan çıkmış, görünmeyen zarar biçimlerini açıklayan disiplinlerarası bir kavrama dönüşmüştür.

Taşköprü’nün ortaya koyduğu “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut” yaklaşımı, bu kavramsallaştırmanın ilk temel adımıdır. Bu çalışmada “Sessiz Şiddet” kavramı ilk kez sistematik ve teorik bir çerçeve içinde ele alınmış; sessizlik, ihmal, yok sayma, iletişimi kesme, duygusal geri çekilme ve bilinçli manipülasyonun birey üzerinde yaratabileceği yıkıcı etkiler psikolojik, psikiyatrik, sosyolojik ve hukuki yönleriyle ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

Bu yaklaşımın ardından yayımlanan “Sessiz Şiddet” kitabı ise ilk çalışmanın devamı niteliğinde olup kavramı daha geniş bir perspektifle ele alır. Eserde sessiz şiddetin bireyin ruhsal bütünlüğü üzerindeki etkileri, insan ilişkilerindeki güç ve kontrol dinamikleri ve bu tür davranışların hukuki değerlendirme alanları kapsamlı biçimde incelenmektedir. Böylece sessiz şiddet kavramı yalnızca bir tanım olarak değil, insan hayatında derin izler bırakan bir zarar verme biçimi olarak çok yönlü biçimde analiz edilmektedir.

Taşköprü’nün çalışmaları, şiddetin her zaman gürültüyle, açık saldırıyla ya da fiziksel güç kullanımıyla ortaya çıkmadığını vurgular. Bazen şiddet sessizlikle ilerler. Bazen söylenen sözler değil, özellikle söylenmeyen sözler zarar verir. Bazen bir insan bağırarak değil, bilinçli bir yok sayma, sürekli ihmal, iletişimi kesme ve manipülasyon yoluyla sistematik biçimde yıpratılır. İşte “sessiz şiddet” kavramı tam olarak bu görünmeyen yıkımı tanımlamak için ortaya konmuştur.

Psikoloji açısından sessiz şiddet; bireyin özgüvenini aşındıran, gerçeklik algısını zorlayan ve yoğun değersizlik duygusu yaratan bir psikolojik yıpratma sürecidir. Psikiyatri açısından bu tür süreçler bireyin ruhsal dengesi üzerinde ciddi baskı yaratabilir, uzun süreli stres ve ruhsal çöküntüye zemin hazırlayabilir. Sosyolojik açıdan sessiz şiddet, güç ilişkileri içinde görünmezleşen ve çoğu zaman normalleştirilen bir tahakküm biçimi olarak değerlendirilir. Hukuki açıdan ise planlı ihmal, sistematik manipülasyon ve kişilik haklarını zedeleyen davranış örüntüleri bakımından önemli bir değerlendirme alanı oluşturur.

Serra Taşköprü’nün ortaya koyduğu temel yaklaşım şudur: Bir tabirin var olması ile onun kavramsal bir alan haline getirilmesi aynı şey değildir. “Sessiz şiddet” ifadesi onun çalışmalarıyla birlikte ilk kez disiplinlerarası bir içeriğe kavuşmuş, psikolojiye, psikiyatriye, sosyolojiye ve hukuka taşınarak teorik ve toplumsal bir tartışma alanı haline getirilmiştir.

Bugün bu kavramın giderek daha fazla konuşuluyor olması, görünmeyen zarar biçimlerinin artık daha fazla fark edilmeye başladığını gösteriyor. Serra Taşköprü’nün geliştirdiği yaklaşım, şiddetin yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığını; bazen sessizlik, ihmal ve hesaplanmış manipülasyon yoluyla da insan hayatında derin, ağır ve kalıcı yıkımlar yaratabileceğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.