Göz, çoğu zaman sadece gördüğünü sandığıyla yetinir. Ama bazen bakmak, gözün ötesine geçmeyi, vicdanla tanıklık etmeyi gerektirir. 24 Ekim’den îtibâren İstanbul’un sergi mekânlarında dolaşan sessizlik, tam da bunu hatırlatıyor: bir tabloya, bir yüzün yarım kalmış suretine, bir sesin dokusuna bakarken, göz artık yalnızca görmüyor; tanıklık ediyor. Sanat, işte burada devreye giriyor; görmenin sorumluluğunu hatırlatıyor.
İstanbul Modern’in Galataport’daki atölyesi Melodik Beden, bakış ile beden arasında ince bir köprü kuruyor. Burada göz edilgen değil; sese, harekete, bedene dönüşüyor. Her bakış; tanımak, duymak ve paylaşmak demek. 24 Ekim Cuma günü başlayacak atölyede, beden ile sesin, bakış ile görüntünün aynı alfabeyi paylaştığını hissediyorsunuz; bakmak, artık bir deneyim, bir duyumsama hâline geliyor.
Dolapdere’de Arter’in salonlarında Nilbar Güreş’in Kadife Bakış sergisi izleyiciyi sabırsız bakışlarıyla yüzleştiriyor. Ekim–Kasım boyunca sürecek bu sergide, bir yüzü tam görmek ya da bir bedeni bütünüyle açığa çıkarmak mümkün değil. Her gizlenmiş ayrıntı, bakana bir etik soru yöneltiyor: göz, sabırsızlığıyla neyi kaçırıyor, neyi anlamıyor? Arter’de yürümek, görmenin kendi körlüğüyle hesaplaşması demek.
Bebek’te EVİN Sanat’ta Hakan Gürsoytrak’ın Velhasıl sergisi, gündelik simgeleri ve kurumsal yüzeyleri absürtlüğün diliyle çözerek izleyiciyi kendi bakışını sorgulamaya davet ediyor. 19 Ekim’den 30 Kasım’a kadar sürecek sergide, her tablo bir yapıbozum: neyi gördüğünü, neye inandırıldığını yeniden düşünüyorsun. Görmenin politik boyutu burada, izleyicinin kendi gözünü sorgulamasıyla açığa çıkıyor.
Bu günlerde İstanbul’da sergi gezmek etik bir pratiğe dönüşüyor. İstanbul Modern, bedenin sınırlarını; Arter, arzunun derinliğini; EVİN, bakışın politik yanını gösteriyor. Şehir, kendi gözünden yeniden kuruluyor. Görmenin etiği, yaşamanın etiğiyle kesişiyor:
görmek, salt duyusal deneyim olmaktan çıkıyor; anlamak, sorumluluk üstlenmek ve dokunmadan hissetmeyi kavramak hâline geliyor.
YAZAR&HABER: NURÇİN ENGİN
