Pera Müzesi’nde Ortak Duygular sergisiyle kurduğum ilişki, ilk bakışta bir anlatıyı takip etme isteği doğurmuyor. Sergi, benden kronolojik bir okuma ya da kavramsal bir sadâkat beklemiyor. Bunun yerine bakışımı askıya almamı, acele etmememi, eserler arasında kendi rotamı kurmamı talep ediyor. Bu talep, serginin en belirgin tavrı hâline geliyor.
British Council Koleksiyonu’ndan gelen seçki, üç bölüm altında toplanıyor: Özeni Korumak, Tanıdık Yüzler, Hayâli Gelecek. Bu başlıklar benim için bir yön tabelası gibi çalışmıyor; daha çok sergi boyunca değişen bir iç ton yaratıyor. Bir bölümde bedene yaklaşan işler öne çıkarken, diğerinde mesâfe ve bakış daha belirgin hâle geliyor. Gelecek fikri ise iddialı bir vaatten çok kırılgan ve açık uçlu bir düşünce alanı olarak karşıma çıkıyor.
Lucian Freud, David Hockney, Tracey Emin, Damien Hirst, Lubaina Himid ve Sonia Boyce gibi isimlerin bir araya gelişi, büyük bir anlatı kurma arzusundan çok yan yana durma fikrini güçlendiriyor. Bu birliktelik, sanat tarihine referans veren bir gösteri olmaktan ziyade, farklı duyarlılıkların aynı mekânda temas edebilme ihtimâlini açıyor. Ben bu temasın içinde, hangi işte durduğumu, hangisinden hızla geçtiğimi fark ediyorum. Sergi, izleyicinin kendi dikkat haritasını görünür kılıyor.
Ortak Duygular, duyguyu tanımlayan bir sergi olmaktan çok, duygunun nasıl dolaşıma girdiğini düşündüren bir alan sunuyor. Beden, yüz, kimlik ve gelecek temaları burada net sınırlarla ayrılmıyor. Her biri, diğerinin içine sızarak varlık kazanıyor. Pera Müzesi’nin mîmarisi, bu geçişlere sâkin ve dengeli bir zemin sağlıyor; işler mekânla rekabet etmiyor, mekânın içinde yer buluyor.
Benim için bu sergi, güncel sanatla kurulan ilişkinin hızını düşüren, bakmayı yeniden ciddiye alan bir durak. Açıklama metinlerinden çok mekân içindeki karşılaşmalar belirleyici oluyor. Bu da sergiyi, dikkatle hatırlanan bir deneyime dönüştürüyor.
YAZAR: NURÇİN ENGİN
