Yıl biterken arkeoloji müzesi başka bir anlam kazanıyor. İçeride sergilenenler yalnızca estetik nesneler sayılmaz; bunlar bu topraklarda yaşamış uygarlıkların gündelik kayıtları. Neolitik dönemden Roma’ya uzanan katmanlar, insanın barınma, inanma, üretme biçimlerini yan yana koyuyor.
Burada zaman linear ilerlemiyor; aynı soruların farklı yüzyıllarda tekrar edildiğini görüyorsun.
Bir çivi yazılı tablet idârî bir düzeni anlatıyor, bir lahit ölümle kurulan ilişkiyi. Takılar statüyü, mühürler gücü, seramikler ev içini ele veriyor. Müze bu yüzden hem geçmişi hem bugünü okunur kılıyor.
Arkeoloji müzesinin öğretici gücü; uzun açıklamalar olmadan, yan yana duran nesnelerle düşünmeye zorlamasından geliyor.
Bir mezar taşıyla bir mutfak kabı yan yana duruyor. Büyük anlatılarla küçük hayatlar aynı vitrinde nefes alıyor. İmparatorluk fikriyle, ekmek derdi arasında keskin bir mesâfe yok. İnsan bunu görünce bugünü daha serinkanlı okumaya başlıyor.
Dışarıda alışveriş listeleri uzarken içeride insan kendini merkeze koyma alışkanlığını kapının dışında bırakıyor. Uygarlıkların yükselip dağıldığını görmek, gelecek fikrini de sâdeleştiriyor. Arkeoloji müzesi yıl bitmeden zihni temizleyen bir alan. Gürültüsüz, öğretici, kalıcı. Yeni yıla girerken iyi bir başlangıç noktası.
YAZAR: NURÇİN ENGİN
